6 Ocak 2009 Salı

Devriye gezen polisin vurulmasını devlet mi planladı?

Devriye gezen polisin vurulmasını devlet mi planladı?
5 OCAK 2009 PAZARTESİ
Atina indymedia'da devriye gezen bir polisin Atina’nın Eksarhia semtinde vurulmasının ardından yayımlanan bir yazının tercümesidir. Bu metin geniş anarşist ve antagonist eylemcilerin düşüncelerini yansıttığı için önemlidir: Yunanistan hükümeti sahneye en eski ve en kirli oyuncularını sürüyor gibi görünmekte, bir kez daha saldırmakta. Şanslıyız çünkü hareketimiz en önemli hazinelerden birine sahip: toplumsal hafıza. Amerika’da cointelpro, italya’da baskı, ve buralardaysa yanlız silahlı adam ateşi. Nereden değil nereye ateş edildiği önemli, her grup savunmaya geçti. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz ve küçümsenemeyiz…
5 ocak 2009 tarihinde gece 3'te, Atina’nın Eksarhia semtinde Kültür bakanlığı önünde nöbet tutan polislere ateş açıldı. 20'den fazla kurşun kovanı ve bir el bombasının bulunduğu söyleniyor. Bir polis yaralandı, göğsünden vurulan polisin, kurşunun cep telefonuna çarparak yavaşlaması sayesinde kurtulduğu söyleniyor.
İlk akla gelen hareketimize katılan hiç bir grubun, en ileri şehir gerillası taktiklerini benimsese bile (fiilen polis işgalinde olan)Eksarhia bölgesinde böyle bir eylem gerçekleştiremeyeceği oldu. Bu yüzden, büyük medyanın, politikacıların ve takpçilerinin, polisin acilen harekete geçmesi yönünde bir atmosfer yaratması tesadüfi değildir. Tabii ki böyle bir olasılığı tesadüfi karşılayamayız özellikle de bir kaç gün once (polis aracına ateş açılması -ç.n) Zografou'da üniversite kampüsünde meydana gelen olay yüzünden. Devlet iki dudağı arasındaki medya aracılığıyla kamuoyunu polise karşı girişilecek bu tarz ‘eylem’lere karşı hazırlamıştı. Saldırı yerinin kendisi de (Eksarhia Kültür bakanlığının önü) reçeteyi önümüze sunmakta: bu kadar sıkı gözetlenen bir yerde olması saldırganların doğrudan devletle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Hiç şüphe etmeden bu kişilerin kendilerinden birini vurduklarını söyleyebiliriz –şu konuda yeniden düşünmeye gerek yok: Hayat onlara hiç bir şey ifade etmiyor. Eylemleri gösteriyor ki amaçları Alexis Grigoropoulos’un soğukkanlılıkla vurulmasına karşı oluşan tepkilere gösterilen sempatiyi yok etmek. Ayrıca şüphesiz ki her türlü direnişi ezmek ve sokaklara korku yaymak istiyorlar. Şu andaki koşullarda hiç bir silahlı devrimci örgütün seçmeyeceği Eksarhia’nın seçimi, toplumun aklında bütün gerekli bağlantıları oluşturuyor. Bu, polislerin ve hakimlerin her türlü şiddet hareketini meşru kılıyor. Bu kriz ve işsizlik ortamında tam da ihtiyaç duydukları buydu. Şimdiden 75 tutuklama yapıldı, Eksarhia’da yaşayanlara ve oradan geçenlere karşı saldırılar başladı, ev baskınları haberleri de geliyor –nasıl da denk geldi. Garip günler gelmekte, devlet kontrolünü kaybetmişti ve şimdi büyük bir şiddetle – ki şiddet tekeli devlette- geri dönmekte. Orantısız bir güç kullanılıyor, taş ve moloflara karşı tonlarca kimyasal gaz, mermiler (plastik ve normal), askeri eğitim almış tam teçhizatlı birlikler tarafından vahşice saldırıldı.
Hükümetin sağa dönüşünün (şimdiye kadar sağda idi, tutucu özünü aşırı sağa çekti ve baskı taktiklerini yoğunlaştırdı ve sertleştirdi) durdurulmasının ve geri çevrilmesinin tek yolu devlet baskısına karşı aynı anda birçok gösteri düzenlenmesidir. Cevaplar sokakta çatışmalar, kitlesel barikatlarla verilebilir sadece. Politik olarak insanlara kendi kendilerinin efendileri olduğunun anlatılması ve onların politik partilerin baskılarına karşı örgütlenmesi gerekiyor. Devlete ve kepitalizme karşı örgütlenerek mücadele etmeye ikna edilmeliler. Eylemlerimizi abartmadan yine de geleceğe inancımızla öz örgütlü toplantılarda fikirlerimizi paylaşarak ve birbirimize eylemler önererek aşağıdan örgütlenerek insanları görünür kılmalı ve geleceği birlikte adım adım kurmalıyız, tıpkı aralık devriminde yaptığımız gibi.
Başka şansımız yok –aksi takdirde teker teker ezecekler bizleri.
Bir kere daha ispat ettiler vicdansız olduklarını.


kaynak : http://www.occupiedlondon.org/blog/2009/01/05/was-the-riot-cop-shooting-orchestrated-by-the-state/

2 Ocak 2009 Cuma

Dünya Devrim Manifestosu

Dünya Devrim Manifestosu

(Çevirmenin notu: aşağıdaki manifestonun yunanca versiyonu ülkede pek çok web sitesinde ve bloğun mesaj kutusunda mevcut. Metindeki bütün kısımlara katılmasam da özellikle beğendiğim şey üç hafta önce bu tip çağrılar ve düşünceler önemsenmez ve gerçekçi gelmezken birden her şey mümkün görünmeye başladı. 2008 in sonuna bile gelmeden böyle bir dünya devrim çağrı metnini çevireceğimi düşünmezdim ve yine Atina’nın en önemli alışveriş caddesi olan Ermou Caddesi’nin alev alev yanacağını düşünemezdim bile. Şimdi harekete geçmek için düşünme, plan yapma zamanı!)

Dünya Gezegeni

27 Aralık 2008, Cumartesi

1. İçinde yaşadığımız şirketçi devlet yapısı



Gezegenimiz şirketlerin kuşatması altında. Şirketlerin sahipleri (nevrotik, suça yatkın azınlık) parasal kaynaklarını maksimuma yükseltmek, kendi arzularını beslemek, otorite sahibi olmak, Dünya Gezegenini denilen postmodern endüstriyel ürününe sahip olmak için devleti araç olarak kullanıyorlar.

Hiç şüphe yok ki devlet bankaların kontrolü altında (tam tersi değil!),şu sıralar pasifçe gözlemlediğimiz gibi, devlet kapitalizminin doğuş yerinde maskeler düşmüş durumda: Birleşik devletler hükümeti şirketçi rejimin paniklemiş davranışlarını destekliyor ve ordusunu ‘yaklaşan bir krizin neden olabileceği bir sosyal kargaşa’ ya hazırlıyor.

Ayrıca, devletler bireyleri bölünmüş ve yararsız bir devletin içinde tutuyorlar, böylece insanlığın bariz düşmanına karşı ayaklanmak yerine birbirleriyle yarışıyorlar. Otorite sahipleri bireylere birbirlerinin/yanındakilerin farklılıklarını öğretiyor, onlara millet, cinsiyet, başarı, tüketim, sağlık, güzellik ve akıl sağlığı gibi “değerleri” aşılıyorlar. Bu evrensel düzeyde görülebilen ve bilinen davranışlara neden oluyor: milliyetçilik, ırkçılık, tüketicilik, cinsiyetçilik, fiziksel güç ayrımcılığı (ableism), yaş ayrımcılığı ve fiziksel görünüş ayrımcılığı.

Eğer polis gücü yararına olmasaydı, devletler bireyleri bu tip belirleyicilerle işaretlemeyeceklerdi, her çeşit Tıbbi Rejim, Eğitim Rejimi, Müessese Medyası, Dinler ve Bürokrasi.


İnsan evladı, biricik bir heterojen kimlikler olmaya başladığından beri hiper-vurgulu egosuyla insanlığı bitirdi. Proleter ve Müslüman, saygıdeğer bir ev hanımı ve lezbiyen, öğrenci ve bezgin, cinsiyetçi ve komünist, başarılı/yükselme hırsıyla dolu bir genç ve çevreyle ilgili meselelere duyarlı, kadın ve milliyetçi. Binlerce minik parçaya ayrılmış hali onu bastırılmış sınıf kimliğine zorlayanın kim olduğunu görmesini engelliyor. Daha önemlisi, aynı hal kendisinin daha kolektif olduğunu anlamasını engelliyor, evrensel neo-proleter gibi: gezegendeki bütün insanların günlük olayları karanlık ve sıkıntı içinde deneyimlemelerinden engellenmelere ve gönülsüz ölüme kadar. Bu tip bir proleter, sadece adet üzeri üstün gelir.

Bu bolca önceden tasarlanmış kimlikler, gezegendeki bütün toplumlarda ‘kültürel savaş’ durumuna yol açıyor (ayrıca uluslararası), kimlerin rejim lehinde yarış içinde oldukları gezegende. Ayrıca, bu durum saygıdeğer vatandaşların daha sıkı güvenlik önemlerini talep etmelerine de neden oluyor.

Şirketçi Burjuva Demokrasisinin diktatörlüğü gücüne karşı her türlü direnişi bastırıyor: direnişin sosyal esaslarını ölüm kokuları saçan politik partiler, ticaret birlikleri ve diğer politik oluşumlar içine hapsediyor. Hiç duraksamıyor, sadece sıklıkla özgürlükçü hareketleri bastırmak ve özgür irade hakkını reddetmek için gezegenin bölümlerini ‘demokratikleştiriyor’. (Irak’taki AB, Filistin’deki İsrail, Makedonya’daki Yunanistan)

Dünyanın doğal dengesini yok etmekte, bütün eko sistemi imha etmekte, doğayı başlaştırmakta ve bedenlerimizi yemeklerin niteliğiyle bozmakta sakınca görmüyor. Hepsi ilerleme, bilim ve medeniyet adına.

Bütün bu otoriter modellerin karışımı içinde zamanla medeni dünya bizi, insanların eskiden sahip olmadan (ironik bir biçimde) daha iyi şartlarda yaşadıkları bir yaşam kalitesine sahip olduğumuza ikna ettiler.

Tıbbi Rejimin nimetleri artan nüfus ve ortalama yaşam standartlarıyla basitçe ücretli kölelerin sayısını artırıyor ve aynı zamanda bu ücretli kölelerin yaşam standartlarını mutlak asgari seviyede tutuyor.

Şehirdeki yaşam insanları hayatın deneyimlerinden, doğanın fenomeninden gözlemleme ve öğrenme deneyiminden uzaklaştırıyor, fiziksel alan deneyimini yok ediyor ve bunları eskiden sıradan olan deneyimlerken (fiziksel işçilik, dışarıda hayatta kalma gibi.) sonradan kırılgan deneyimlere dönüştürüyor.

B.Dünya Devrimi medeniyete karşı olmalı

-Dünya iletişim ağındaki organizasyonumuzun katalizörü: bütün küskünleri ve başkaldıranları kendi seslerini yükseltmeleri için çağırıyoruz, ister makalelerini karşı-bilgilendirici medyaya yollayarak, ister kendi bloglarını oluşturarak, kolektif tartışma ortamları yaratarak, kapitalist web sitelerini çökerterek.

-Kendi çalışma ortamlarını kendileri organize etmeleri, kendi sistemlerini üretmeleri, konsensüs güvencesi altında, üretim mekânlarını ele geçirmek ve yatay bir sistem üretmeleri için bütün işçileri çağırıyoruz.

- Kendi binalarını ele geçirmeleri, bütün parti yardakçılarını kovmaları, teori ve pratiği kendi hayal güçlerine, tabiatlarına ve düşüncelerine göre yeniden oluşturmaları için bütün lise ve üniversite öğrencilerini çağırıyoruz.

- Bir araya gelmeleri, ilaç şirketlerinin ilaçlarını reddetmeleri, beyinlerimizi hırpalayan medeniyeti yok etmeye yarayacak fikirler üretmeleri için bütün Klinik Depresyonun yükü altında yaşayanları çağırıyoruz.

-Kurumlar onları yersiz yurtsuz insanlar haline getirdiği için onları yabancılaştıran medeniyeti yok etmeleri ve öfkelerini birleştirmeleri için bütün göçmenleri çağırıyoruz.

-Bilim Rejiminden istifa etmeleri, özgürce kolektif bir halde nasıl zararsız ve tükenmez enerji (güneş, rüzgâr ve jeotermal enerji gibi) üretilebileceğinin yolunu bulmaları için bütün bilim insanlarını çağırıyoruz.

-Kendilerine ait her şeyi mümkün olan maksimum düzeyde, üretim düzeyinde kamulaştırmak ve sabote etmek için devrimin olabileceğini unutan herkesi çağırıyoruz. Başarabiliriz ve buna değer!

-Burjuva yaratıları içinde hayal güçlerini harcamaktan vazgeçmeleri, mücadelemize katılmaları, hayal güçlerini Dünya Devrimini şekillendirmeye harcamaları için bütün burjuva sanatçıları çağırıyoruz.

- Üretimlerini kolektifleştirmeleri, kapital için aşırı tüketime son vermeleri, insan dostu üretim tekniklerini ve tarım sayesinde özgürce yaşamayı öğretmeleri için bütün çiftçileri ve zirai üreticileri çağırıyoruz.

-Et üretimine derhal el konulmalı ve bütün hayvanlar özgür bırakılmalı! Et üretimi cinayettir!

Özgürleşme hareketini ve çok önemli olan yandaş-bilgilendirmelere devam ettirmeleri için bütün anarşistleri, komünistleri ve özgürlükçüleri çağırıyoruz.

Üretim sürecini sabote etmek ya da kendimize göre tekrar oluşturmak, bağımsız yiyecek üretimi oluşturmak, var olan kaynaklara el koymak, şehirlerde bağımsız mekânlar oluşturmak ve bağımsız enerji biçimleri planlamak, tarihi geçmiş paraları karşılık olarak verebiliriz. Özgürlüğün sıcak rüzgârı gibi yayılacak değişik biçimlerde ve çokça anarşist kültür ürünü, yandaş-bilgilendirici iletişim ağları yaratabiliriz.

Devletlerin bize yönelik her türlü saldırısı isyanımızla karşılaşacak, fakirliğin, depresyonun, mahrum edilmenin isyanı. Zamanı avuçlarımız arasına alacağız!

Atina’nın aralık ayının isyanına dünyadaki devrimcilere esin olmaları için izin verin!

Dünya insanları, birleşin!

Anarşi ve özgürlükçü komünizm için!

Özgürlük için!

Sınırsızlık için!

Çok yaşa Dünya Devrimi!

30 Aralık 2008 Salı

Yunanistandaki Anarşistlerle Dayanışmak İçin Uluslararası Elektronik Sivil İtaatsizlik

***LÜTFEN BUNU YAYIN! HERKESE İHTİYACIMIZ VAR!***

Yunanistandaki Anarşistlerle Dayanışmak İçin Uluslararası Elektronik Sivil İtaatsizlik

29 Aralık 2008 Pazartesi

Baskılara karşı hacker'lar, 31 aralık çarşamba - aralığın son günü- yunanistandaki anarşistlerle dayanışmak için uluslararası elektronik sivil itaatsizlik eylemi çağtısı yaptılar. Aralık, 15 yaşında bir anarşist olan Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından soğuk kanlılıkla öldürüldüğü ay.Aralık ayrıca mücadele verenler tarafından da sonsuza kadar hatırlanacak bir ay. Ölümünden dakikalar sonra binlerce yunanistanlı sokakları ele geçirdiler, dünyadaki binlerde öyle yaptılar. Liberal gruplar bile hükümetin geri çekilmesini talep ettiler. Sokaklar insanlar tarafından geri alındı, karakollar yakıldı, bankalar yıkık bomboş kutulara döndüler. Bütün bu zaman boyunca Yunanistan hükümeti, silahıyla, gaz bombasıyla ve medyasıyla insanlarla savaşıyor ve onları durdurmaya çalışıyorudu. Şimdi bizim onları durudurmamızın zamanı

Doğrudan Yunanistan Emniyeti'nin ve Başbakanlığı'nın resmi sayfalarına saldıracağız. Onlar doğrudan bu işten doğrudan sorumlular ve doğrudan karşılık verilecekler. Onların, sokaklarda olanlar ile ilgili yalanlarını, medyaya ulaştırmalarına daha fazla izin vermeyeceğiz. İster linkteki dosyayı şimdi yükleyin isterseniz yarın. Biz sitemizin kapatılması ihtimaline karşılık şimdi indirmenizi öneriyoruz.

İhtiyacınız olan dosyayı aşağıdaki mirrorlardan birinden indirebilirsiniz. Zaman geldiğinizde onu internet tarayıcınızla açın (örnek; Firefox, Safari, Internet Explorer)ve böylece onları durdurmamıza yardımcı olun. Baskı kuran ve bundan kar sağlayan kurumlara karşı yapılan bu eylem, gelecek bir kaç hafta için başka eylemlerle devam edecek bir serinin ilk parçası.


http://FileHost.JustFreeSpace.Com/601test.html
http://www.filefactory.com/file/a0081df/n/test_html
http://w19.easy-share.com/1903035989.html
http://www.usaupload.net/d/emm2u0uz3j1
http://freefilehosting.net/download/43d0h
http://rapidshare.de/files/41232831/test.html

TSitemizi görmek ve ECDing yapmaya başlamak için veya programı indirmek için:
http://www.stormpages.com/greeksolidarity/test.html

İsterseniz basitçe, www.primeminister.gr ve/veya www.astynomia.gr adreslerini açıp onları tazeleyebilirsiniz. Firefox'ta bunu yapan pek çok eklenti var. Araçlara ve oradan eklentilere girin ve arayın. Bu eklenti gelecek eylemlerde de işe yarayacak. (ör: www.primeminister.gr and www.astynomia.gr )

Binlerce Direniş Aralıklarına

çev:isyandan

DEVRİME GİDEN YOL?

Uri Gordon


Atina'da, 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından sebepsiz yere öldürülmesinin üstünden 3 hafta gecti ve Yunanistan'ı içine ceken isyanlar azalmadı.
Başkentteki üç üniversitede(ekonomi, politeknik ve hukuk fakültesi) öğrenci işgallerinin yakında sona ermesi beklenirken, yapılacak olan büyük eylem planları(9 ocak), protestolar, sokak çatışmaları, televizyon ve radyo istasyonlarına yapılan gasplar tüm hızıyla sürüyor.
Yunanistan'da,bir blogçu tarafından bu hafta şu yazıldı:" Oraya, buraya, her yere gitmekle görevliyiz; ancak tarihin sadece izleyicileri olarak koltuklarımıza ya da evlerimizin vicdanlarımızı donduran sıcağına değil. Ayrıca, enternasyonal dalgalanmalar elle tutulur ve hissedilmekte. Dayanışma gösterileri ve Yunan elçiliklerine olan saldırılar dünyaya yayılmış durumda ;Moskova'dan New York'a ve Kopenhag'tan Meksika'ya.. Öğrenciler tarafından basılan, dağıtılan bildiriler ve manifestolar ve Yunan okullarındaki toplantıların ingilizce, fransızca, italyanca, türkçe ve sırpça olarak doğrudan çevirileri yapılıyor ve çevrimiçi olarak postalanıyor.
İsyanın ilk birkaç gününde, meydana gelmekte olan tüm dayanışma eylemlerinin listesi internette bir araya getirilmeye çalışılıyordu ancak bunun imkansız olduğu ortaya çıktı: Abartısız yüzlerce vardı; binlerce insan sokaklara dökülmüştü. Geçtiğimiz cumartesi, polis şiddetine karşı yapılan küresel eylem gününde- 30 dan fazla şehirde-dünya çapında gösteriler gerçekleştirildi.
Birleşmiş basın mensupları, rüşvetçi devletin getirdiği huzursuzluk ve hayal kırıklığının, global mali krizin ve güvenli , sosyal hakları göz önünde bulunduran iş imkanlarının kıtlığı ile yüzyüze gelen Yunan gençlerindeki hoşnutsuzlugun sebeplerini açıklamak için çeşitli teoriler teşhir etti: “Nesnel koşullara kör bir tepki olarak isyanlar” yada “isyanlar, nesnel koşullara kör bir tepki”
Fakat tüm bunlar ses çıkarmamaya yönelik ve tuzaga düşürücü,kasıtlı açıklamalar ve başkaldırının açık,kesin olan dürtü ve sebebini görmezden geliyor.
Atina Ekonomi Okulu'nu işgal eden öğrenciler tarafından verilen bildiriler olayı nasıl gördüklerini açıkça gösteriyor: "Demokratik rejim-kendi huzurlu, barışçıl çerçevesinde-her gün bir Alex öldürmez, çünkü milyonlarca Ahmetler, Fatimalar,Jorjeler, ıÜüıÜüJin Tiaolar, ve Benajirler öldürür çünkü o : sistematik ve yapısal olarak , pişmanlık duymaksızın üçüncü dünyanın bütününü öldürüyor.
Normalliğin kardinalleri domuz Korkoneas'in(Alex'i vuran) mermisi tarafından çiğnenen kanun için ağlıyorlar, fakat kanunun gücünün yalnızca güçlünün gücü oldugunu kim bilmez? Bu öyle bir kanun ki; şiddet üzerinde şiddet egzersizine izin verir.Sondan, acı sona yasa geçersizdir, hiçbir anlam içermez, cezanın şifreli gücünden başka hedefi olmayan bir kanundur.
Ya da başka bir- isimsiz- bildiride şöyle denilmiş :"Neyin peşindeyiz? Eşitlik. Siyasi, ekonomik ve sosyal. Tüm insanlar arasında. ıÜüKöle tüketicileri, meta ve özne olmayı reddetmeye ikna etme imkânımız oldukça sınırlı. Ne yapabiliriz? Marketlere zarar ver ve yağmala, malları herkese dağıt, ve eşitsizliğe dayanak olan efsaneyi yok et!
Bütün bunlar, anlaşılmaz bir şikayet ya da tek olaylık bir protesto değil, bu özbeöz anarşist devrim!
Yunanistan' da olanların kapitalist sistemin kendisine ve bu sistemi güçlendiren devletlere karşı olan, ileriye yönelik sosyal bir başkaldırı olmasını anaakım medyası , basitçe, sindiremiyor. Şunu kabul etmenin zamanı: Yunan anarşist hareket, kendinden birinin öldürülmesinden sonra, başarıyla inisiyatifi ele geçirdi; meseleleri geniş kamuoyunun – çoğu genç gerçi – ilgisini çekecek biçimde ifade ederek.
Az sayıda insan farkett ki: Yunan anarşist hareket dünyadaki hareketlerin, hissedilebilir şekilde, en büyüğüdür. Bu hareket ayrıca, 1967'den 1974'e dek olan askeri diktatörlüğe karşı olan direnişin mirasından ve onun engin sosyal desteginden yararlanmaktadır. Yüksek gerilimli gösteriler Yunanistan’da bir devamlılık meselesi..Anarşistler ve polisler için, Selanik ve Atina sokaklarında sıcak sokak çatışmaları yapmak, pratik olarak iki ayda bir meydana gelen bir olay . Son olan olaylar,sadece süreklilik ve genişlikleri ile dikkat çekici- saldırganlık seviyeleri ile değil.
Değeri seyrek olarak anlaşılan başka bir faktör de:Yunanistan, normal olarak, güvenlik mekanizmasının, görece sıkı tutulduğu bir ülke. Mesela, Uluslararası Gizlilik Hakkı Örgütünün, izlediği ülkeler üzerindeki değerlendirmesine göre, Yunanistan, devlet istihbarat gücünün vatandaşlara karşı suistimalini engellemek için “yetkin korumaların” bulunduğu tek ülke. Diktatörlüğün kalıntıları, orta sınıflar arasında bile, polisin doğal olarak baskıcı olduğu izlenimini bıraktı.
Yunanistan'daki isyan anti-kapitalist devrim ile sonuçlanacak mı? Sadece, sosyal dokuda açtıkları boşluk, toplumun diğer kesimlerinin büyümesine ve eskilerinin yıkımıyla halka dayalı yeni kurumların yaratılmasına imkân vererek genişler ve derinleşirse. Bürokratik işçi sendikaları ve Komünist Parti isyanı yerelleştirdikçe ve kendi politik hedefini polisin silahsızlaştırılmasıyla sınırladıkça, bu kısa sürede mümkün görünmüyor.
Fakat hiç şüphe yok ki: Yaklaşan ekonomik buhran ve çevre kirliliği döneminde, Batı ülkelerinde neler olacağına dair yeni değerlendirmeler yapılıyor. Avrupa hükümeti, şüphesiz, ve büyüyeceği tahmin edilen iç huzursuzluğu önlemek için gözetim ve tedbirlerini arttıracak. Ancak bunlar, ardı ardına gelen krizler güç ve ayrıcalıkları sorgulamaya çağırdıkça, nüfusu baskı altında tutmakta yetersiz kalacaktır.

Uri Gordon "Anarchy Alive!: Anti-Authoritarian Politics from Practice to Theory" yazarı (Pluto Press); www.anarchyalive.com.

çev:sev

29 Aralık 2008 Pazartesi

25 Aralık 2008 Perşembe

Yunanistan'da "Hiçbir Şey Artık Eskisi Olmayacak"

Hiçbir şey...

6 Aralık günü, akşam saat dokuzda, Atina’nın Exarchia mahallesi civarında, özel polis gücünden bir adam durdu, nişan aldı ve on beş yaşındaki çocuğu vurup öldürdü. Bu cinayet, polis şiddetinin tekil bir olayı değil. Aynı günün sabahı, göçmenler Perou Ralli’deki polis istasyonunda barınak başvurusunda beklerken saldırıya uğradılar. Bir Pakistanlı beyin travması geçirdi ve Evangelismos hastanesinin yoğun bakım bölümünde hala hayat mücadelesinde. Bunlar, geçtiğimiz dönemde düzinelerce olan vakalardan yalnızca iki örnek.
Alexis’in kalbine saplanan kurşun öyle, polisin silahından çıkıp “yaramaz” bir çocuğun vurulduğu gelişigüzel bir kurşun değil. Bu, devletin, kendi kararlarına karşı gelen çevreleri ve hareketleri şiddet kullanarak boyun eğdirtmeyi bilerek seçmiş olmasının işaretidir. İşle, sosyal güvenceyle, kamu sağlığıyla, eğitimle vs. Ilgili büyük patronların yeni anlaşmalarına karşı çıkan ve çıkmak isteyen herkesi tehdit eden bir seçim anlamına gelir bu. Çalışan kişi artık aylık 600 Euro’ya mecbur bırakılmıştır: Yorgunluktan geberene kadar çalışmalı, patronu ne zaman isterse karşılıksız ek mesai yapmalı, “krize” girilince de bir kenara atılmalıdır. Son olarak da, üretimin yoğunlaşma talebi varsa kendini ölüme bırakmalıdır; tıpkı beş ay önce Perama’da ki tersanede ölen beş işçi gibi. Eğer göçmense, ve bir kaç Euro daha fazla talep ederse, önce dayak yiyecek, sonra hayatı terörize edilecektir, tıpkı batı Peloponese’deki Nea Manolada’nın çilek seralarındaki tarım işçileri gibi.

...artık...

Çocuk olan, çocukluğunu kasvetli okul koridorlarında ve sınavalara “hazırlanmak” üzere yoğunlaştırılmış dersanelerde veya özel derslerde geçirir. Çocuk olarak unuttuğu, diğer çocuklarla oynamak, tasasız-kaygısızlığı duyumsamaktır; bunun yerine televizyonun, bilgisayar oyunlarına hapsolmuştur çünkü ya açık alanlar alışveriş merkezleriyle doldurulmuştur, ya da oyuna zamanı kalmıyordur.
Üniversite çağına geldiğinde –çünkü başarıya giden doğal “evrim” bunu gerektirir- anlar ki, “bilimsel bilgi” aslında patronların ihtiyaçlarına göre düzenlenen bir şeydir. Öğrenci kendini sürekli değişen müfredata göre yeniden düzenlemeli, olabildiğine çok “sertifika” almalı ki sonunda tuvalet kağıdı değerinde, ama onun pratik önemine de sahip olmayan bir mevki ile ödüllendirilsin. Bu mevki ona aylık en fazla 700 Euro verirken, devlet ve sağlık sigortası kapsam dışı kalacaktır. Bütün bunlar, “vatanı onurlandırmaları” için inanılmaz paralar ödenen dopingli Olimpiyat atletleri ve iş adamlarının çılgınca dansının ortasında gerçekleşiyor. Para, yine paralının ve güçlünün cebinde kalıyor. Hükümetin skandallarını örtmek için verilen rüşvetler, adam kayırmalar olurken; düzinelerce insan, ormanları turizme açmak için çıkarılan yangında ölürken, inşaatlarda, tersanelerde işçiler, sokaklarda ölürken, sokaklarda “iş kazaları” olurken; devlet daha çok borçlar batağına sapsın da vergileri işçilerden toplasın diye paraları bankalara saçarken; korkunç meblağlar ödenen televizyon yıldızları gittikçe daha çok sömürülen insanların kutsal ilahileri olurken...
Alexis’in kalbini parçalayan kurşun, her şeyin daha iyiye gideceği ilüzyonundan başka kaybedecek bir şeyi olmayan toplumun çoğunluğu için sömürünün ve baskının kalbine atılan bir kurşun oldu. Cinayetten sonra gelişen olaylar kanıtladı ki, sömürülen ve ezilenlerin çoğu bataklıkta boyunlarına kadar batmıştır ve bu bataklık artık taşmakta, politikacıları ve patronları, partileri ve devlet kurumları da tehdit etmektedir. Gidişat, insanın insanı sömürmesi, azınlığın tahakümmünün çoğunluğu ezmesine dayanan bu kirli dünyanın temizlenme sürecinin başlangıcıdır. Olaylar bizim kalplerimizi güvenle, patronlarınkini korkuyla doldurmuştur.
Tüketim mabetlerinin tahrip edilişi, malların yeniden sahiplenilişi, yani bizleri reklamlarla bombardımana tutarken bizden alınan şeylerin bizce “yağmalanışı”, bizim ürettiğimiz bütün bu servetin aslında bize ait olduğunun farkına varılışıdır. “Biz”, bütün çalışan insanların toplamıdır. Bu servet dükkan sahiplerine, bankerlere ait değil, tere ve kana aittir. Bu, patronların bizden her gün çaldığı zamanın kendisidir; emekliliğimize başladığımız andaki hastalığımızdır; yatak odasındaki tartışmalar, hafta sonu birkaç arkadaşla buluşamama, Pazar öğleden sonralarının sıkıcılığı ve yalnızlığı ve Pazartesi sabahlarının o boğazı düğümleyici hissiyatıdır. Sömürülen ve ezilen olarak, göçmen veya Yunanlı olarak, işçi, işsiz, öğrenci ve ergen olarak, medya ve devlet tarafından empoze edilen ikileme cevap vermemiz bekleniyor: “haydutlar”dan mıyız, dükkan sahiplerinden miyiz...Bu ikilem sadece bir tuzaktır. Çünkü medyanın sormak istemediği gerçek ikilem şudur: patronlardan yana mısın yoksa işçilerden mi? Devlet’ten yana mısın yoksa isyandan mı? İşte bu yüzden gazeteciler bu harekete dil uzatır ve “haydutlar”dan, “yağmacılar”dan bahsedip durur.
Ezilenler arasında korku yaratmak istemelerinin nedeni açıktır: isyan kendilerinin ve patronlarının konumlarını tehlikeye atar. İsyan, her şeyin “iyi sürdüğüne”, “düzgün ve efendi isyan” ile “aşırı unsurlar” veya barışçıl ve “yasadışı” göstericiler arasında yaratılan ayrıma gibi kendilerinin yarattığı gerçeklere sırt çevirir. Bu ikilemi göz ömüme alırsak tek bir yanıtımız var: biz “haydutlar”dan yanayız. Bizler “haydut”uz. Yüzlerimizi saklamak istediğimiz için değil, tersine kendimizi görünür kılabilmek için. Biz varız. Maskelerimizi yıkmayı sevdiğimizden değil, kendi hayatımızı kendi elimize almayı arzuladığımız için takıyoruz. Özel mülkler ve güçler mezarlığı üzerine başka bir toplum kurmak için. Herkesin, okul, üniversite, fabrika ve komşuluk toplantılarında bizi ilgilendiren her şey için, politik temsilcilikler, liderler ve komiserler olmadan kollektif biçimde karar vereceği bir toplum. Kendi kaderimize kendimizin rehberlik edeceği, kendi ihtiyaçlarımız ve arzularımızın, parlamentonun, patronların, rahiplerin, polislerin değil, kendi elimizde olacağı bir toplum.
Böyle bir yaşam için gereken umut, Yunanistan’da yerleştirilen barikatlarla ve bütün dünyadan gelen dayanışmayla yeniden ortaya çıktı. Geriye kalan bu umudu gerçeğe dönüştürmek. Böyle bir yaşamın olasılığı şu anda, Atina’da ve Yunanistan’ın başka yerlerinde işgal edilen belediye binalarında, üniversitelerde kurulan ve herkesin söz hakkının olduğu ve eylemini kollektifleştirdiği halk meclislerinde test ediliyor. Böyle bir yaşamın rüyası somutlaşmaya başladı.

eskisi gibi olmayacak...

Bu rüyayı gerçekleştirmek için geriye ne kalıyor?
Öğrenimimizde, işimizde, mahallemizde örgütlenirsek; iş yerlerimizde gündelik sorunları gündeme getirir ve patronların terörüne karşı çekirdek bir direniş sağlarız. Okullarda işgallere katılır ve destekleriz, karşı istihbarat grupları kurarız, seminerler ve çalıştaylar organize ederiz, egemen bilgiyi sorgularız, ihtiyaçlara uygun ve kapitale karşı yeni bilgiler üretiriz. Çevremizde, mahallemizde komşularla konuşur, toplantılar düzenleriz, bilgi ve becerileri paylaşırız, kollektif eylemler kararlaştırırız. Gösterilere, protestolara katılırız, yan yana dururuz, devletin yaydığı korkuyu kırarız, devletin saldırılarının esas yükünü taşıyan gençlere yardım ederiz. Devlet diktasına karşı çıktıkları için terör yasalarının her türlü yasal hilesiyle aleyhlerine davalar açılmış isyanda tutuklularıyla -Yunanlıyla, göçmenle, Yunanistan’da, yurtdışında- dayanışma içine gireriz.
Her şey şimdi başlıyor. Her şey mümkün.
İsyanı yayma Hareketi movementsfgr@gmail.com
http://libcom.org/news/nothing-will-ever-be-same-22122008
ceviri: B.
GÖNDEREN BARIŞ ZAMAN: 14:52
OYUNA DEVAM ÇAĞRISI
Yer üstünün kanla kurulmuş kentlerinde kelebekler uçuşuyor, Oaxaca, Berlin, İstanbul, Paris, Atina… Bedenler üzerine çöreklenmiş sınırlar ardında bu ne heyula! Sonbahar isyan taşıyor alexis’ten, ramazan’dan öteye. Bilinmeyecek bütün kentler, bütün bilinmeyecek sokaklarda bilinmeyecek çocukların oyun oynadığı zamanlar için şimdi’yi çağırıyor yere doğru kavis çizerek düşen, parçalanıp alevlenen şişeler. Sokak taşları üzerinde hiç acelesi olmayan adımlar dolaştı bastığı yeri dışarısı yapan. “yetişmişlerin” içeriye giremediği oyun alanları geri alındı, göklerin altını “çocuk” katillerinden geri almak için bilinmeyen dillere kelimeler bırakıldı rüzgarlar içinde ; “pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler”.

Arkadaşlarımızı öldürüyorlar! Dün Gazze yeniden bombalandı, dün gibi bugün de ciddiyetler küresinde açlıktan 24bin insan ölmeye başladı; okyanuslara, çöllere, bize, bizden öteye doğru seyahat edecek, gördüklerini anlatacak arkadaşlarımızın ölü bedenlerini istatistik raporlarına geçiriyorlar.

Kendi korku öyküleri telkin eden aileler doğar doğmaz leşçiler gibi etrafımıza üşüşüyor, düşlerimizi çalmaya başlıyorlar, dünyanın bütün çocukları günde en az 5 saat okullara hapsediliyor; tasarlanmış cinayet planlarını üzerimizde uyguluyorlar. Yetişkinler dünyasına ait olmaya direnen, talep edilen sakinliği bozan, gece yarısı uyumak istemeyen, yaşamını gasp ettirmeyen çocuklar disiplin odalarında, karakollarda, iktidar alanlarında yer kürenin yaşamından koparılıyor, dünyanın bütün oyunları yok ediliyor.

Her mahallenin sokağındaki oyunlarımız sürmeli, uyumsuzluğu diri tutmalı, ateşin şenliği köhnemiş ruhlara sıçramalı, oyun arkadaşlarımızı bizden çalan “evler” yıkılıp, ebeveynler ve onların gerontokrat düzenleri, dinleri, cehennemleri, cennetleri kaotik oyun içinde alaşağı olmalı. Atina sonbaharından sıçrayan kıvılcımlar şimdi yaramaz çocukların elinde; çocukların oyunları öğle yemeğine karşı! Sokaklardan vazgeçtiğimizi mi sandınız?

JUPİTER AND SATURN, OBERON, MİRANDA

kaynak: www.sokaktabirhayalet.blogspot.com

27 Aralık 2008 Cumartesi

24 Aralık 2008 Çarşamba

isyan 19. gününde

'24 aralıktan haberler
http://isyandan.blogspot.com/2008/12/yunanistan-dierleri-gibi-olmayan-bir-24.html