***LÜTFEN BUNU YAYIN! HERKESE İHTİYACIMIZ VAR!***
Yunanistandaki Anarşistlerle Dayanışmak İçin Uluslararası Elektronik Sivil İtaatsizlik
29 Aralık 2008 Pazartesi
Baskılara karşı hacker'lar, 31 aralık çarşamba - aralığın son günü- yunanistandaki anarşistlerle dayanışmak için uluslararası elektronik sivil itaatsizlik eylemi çağtısı yaptılar. Aralık, 15 yaşında bir anarşist olan Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından soğuk kanlılıkla öldürüldüğü ay.Aralık ayrıca mücadele verenler tarafından da sonsuza kadar hatırlanacak bir ay. Ölümünden dakikalar sonra binlerce yunanistanlı sokakları ele geçirdiler, dünyadaki binlerde öyle yaptılar. Liberal gruplar bile hükümetin geri çekilmesini talep ettiler. Sokaklar insanlar tarafından geri alındı, karakollar yakıldı, bankalar yıkık bomboş kutulara döndüler. Bütün bu zaman boyunca Yunanistan hükümeti, silahıyla, gaz bombasıyla ve medyasıyla insanlarla savaşıyor ve onları durdurmaya çalışıyorudu. Şimdi bizim onları durudurmamızın zamanı
Doğrudan Yunanistan Emniyeti'nin ve Başbakanlığı'nın resmi sayfalarına saldıracağız. Onlar doğrudan bu işten doğrudan sorumlular ve doğrudan karşılık verilecekler. Onların, sokaklarda olanlar ile ilgili yalanlarını, medyaya ulaştırmalarına daha fazla izin vermeyeceğiz. İster linkteki dosyayı şimdi yükleyin isterseniz yarın. Biz sitemizin kapatılması ihtimaline karşılık şimdi indirmenizi öneriyoruz.
İhtiyacınız olan dosyayı aşağıdaki mirrorlardan birinden indirebilirsiniz. Zaman geldiğinizde onu internet tarayıcınızla açın (örnek; Firefox, Safari, Internet Explorer)ve böylece onları durdurmamıza yardımcı olun. Baskı kuran ve bundan kar sağlayan kurumlara karşı yapılan bu eylem, gelecek bir kaç hafta için başka eylemlerle devam edecek bir serinin ilk parçası.
http://FileHost.JustFreeSpace.Com/601test.html
http://www.filefactory.com/file/a0081df/n/test_html
http://w19.easy-share.com/1903035989.html
http://www.usaupload.net/d/emm2u0uz3j1
http://freefilehosting.net/download/43d0h
http://rapidshare.de/files/41232831/test.html
TSitemizi görmek ve ECDing yapmaya başlamak için veya programı indirmek için:
http://www.stormpages.com/greeksolidarity/test.html
İsterseniz basitçe, www.primeminister.gr ve/veya www.astynomia.gr adreslerini açıp onları tazeleyebilirsiniz. Firefox'ta bunu yapan pek çok eklenti var. Araçlara ve oradan eklentilere girin ve arayın. Bu eklenti gelecek eylemlerde de işe yarayacak. (ör: www.primeminister.gr and www.astynomia.gr )
Binlerce Direniş Aralıklarına
çev:isyandan
30 Aralık 2008 Salı
DEVRİME GİDEN YOL?
Uri Gordon
Atina'da, 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından sebepsiz yere öldürülmesinin üstünden 3 hafta gecti ve Yunanistan'ı içine ceken isyanlar azalmadı.
Başkentteki üç üniversitede(ekonomi, politeknik ve hukuk fakültesi) öğrenci işgallerinin yakında sona ermesi beklenirken, yapılacak olan büyük eylem planları(9 ocak), protestolar, sokak çatışmaları, televizyon ve radyo istasyonlarına yapılan gasplar tüm hızıyla sürüyor.
Yunanistan'da,bir blogçu tarafından bu hafta şu yazıldı:" Oraya, buraya, her yere gitmekle görevliyiz; ancak tarihin sadece izleyicileri olarak koltuklarımıza ya da evlerimizin vicdanlarımızı donduran sıcağına değil. Ayrıca, enternasyonal dalgalanmalar elle tutulur ve hissedilmekte. Dayanışma gösterileri ve Yunan elçiliklerine olan saldırılar dünyaya yayılmış durumda ;Moskova'dan New York'a ve Kopenhag'tan Meksika'ya.. Öğrenciler tarafından basılan, dağıtılan bildiriler ve manifestolar ve Yunan okullarındaki toplantıların ingilizce, fransızca, italyanca, türkçe ve sırpça olarak doğrudan çevirileri yapılıyor ve çevrimiçi olarak postalanıyor.
İsyanın ilk birkaç gününde, meydana gelmekte olan tüm dayanışma eylemlerinin listesi internette bir araya getirilmeye çalışılıyordu ancak bunun imkansız olduğu ortaya çıktı: Abartısız yüzlerce vardı; binlerce insan sokaklara dökülmüştü. Geçtiğimiz cumartesi, polis şiddetine karşı yapılan küresel eylem gününde- 30 dan fazla şehirde-dünya çapında gösteriler gerçekleştirildi.
Birleşmiş basın mensupları, rüşvetçi devletin getirdiği huzursuzluk ve hayal kırıklığının, global mali krizin ve güvenli , sosyal hakları göz önünde bulunduran iş imkanlarının kıtlığı ile yüzyüze gelen Yunan gençlerindeki hoşnutsuzlugun sebeplerini açıklamak için çeşitli teoriler teşhir etti: “Nesnel koşullara kör bir tepki olarak isyanlar” yada “isyanlar, nesnel koşullara kör bir tepki”
Fakat tüm bunlar ses çıkarmamaya yönelik ve tuzaga düşürücü,kasıtlı açıklamalar ve başkaldırının açık,kesin olan dürtü ve sebebini görmezden geliyor.
Atina Ekonomi Okulu'nu işgal eden öğrenciler tarafından verilen bildiriler olayı nasıl gördüklerini açıkça gösteriyor: "Demokratik rejim-kendi huzurlu, barışçıl çerçevesinde-her gün bir Alex öldürmez, çünkü milyonlarca Ahmetler, Fatimalar,Jorjeler, ıÜüıÜüJin Tiaolar, ve Benajirler öldürür çünkü o : sistematik ve yapısal olarak , pişmanlık duymaksızın üçüncü dünyanın bütününü öldürüyor.
Normalliğin kardinalleri domuz Korkoneas'in(Alex'i vuran) mermisi tarafından çiğnenen kanun için ağlıyorlar, fakat kanunun gücünün yalnızca güçlünün gücü oldugunu kim bilmez? Bu öyle bir kanun ki; şiddet üzerinde şiddet egzersizine izin verir.Sondan, acı sona yasa geçersizdir, hiçbir anlam içermez, cezanın şifreli gücünden başka hedefi olmayan bir kanundur.
Ya da başka bir- isimsiz- bildiride şöyle denilmiş :"Neyin peşindeyiz? Eşitlik. Siyasi, ekonomik ve sosyal. Tüm insanlar arasında. ıÜüKöle tüketicileri, meta ve özne olmayı reddetmeye ikna etme imkânımız oldukça sınırlı. Ne yapabiliriz? Marketlere zarar ver ve yağmala, malları herkese dağıt, ve eşitsizliğe dayanak olan efsaneyi yok et!
Bütün bunlar, anlaşılmaz bir şikayet ya da tek olaylık bir protesto değil, bu özbeöz anarşist devrim!
Yunanistan' da olanların kapitalist sistemin kendisine ve bu sistemi güçlendiren devletlere karşı olan, ileriye yönelik sosyal bir başkaldırı olmasını anaakım medyası , basitçe, sindiremiyor. Şunu kabul etmenin zamanı: Yunan anarşist hareket, kendinden birinin öldürülmesinden sonra, başarıyla inisiyatifi ele geçirdi; meseleleri geniş kamuoyunun – çoğu genç gerçi – ilgisini çekecek biçimde ifade ederek.
Az sayıda insan farkett ki: Yunan anarşist hareket dünyadaki hareketlerin, hissedilebilir şekilde, en büyüğüdür. Bu hareket ayrıca, 1967'den 1974'e dek olan askeri diktatörlüğe karşı olan direnişin mirasından ve onun engin sosyal desteginden yararlanmaktadır. Yüksek gerilimli gösteriler Yunanistan’da bir devamlılık meselesi..Anarşistler ve polisler için, Selanik ve Atina sokaklarında sıcak sokak çatışmaları yapmak, pratik olarak iki ayda bir meydana gelen bir olay . Son olan olaylar,sadece süreklilik ve genişlikleri ile dikkat çekici- saldırganlık seviyeleri ile değil.
Değeri seyrek olarak anlaşılan başka bir faktör de:Yunanistan, normal olarak, güvenlik mekanizmasının, görece sıkı tutulduğu bir ülke. Mesela, Uluslararası Gizlilik Hakkı Örgütünün, izlediği ülkeler üzerindeki değerlendirmesine göre, Yunanistan, devlet istihbarat gücünün vatandaşlara karşı suistimalini engellemek için “yetkin korumaların” bulunduğu tek ülke. Diktatörlüğün kalıntıları, orta sınıflar arasında bile, polisin doğal olarak baskıcı olduğu izlenimini bıraktı.
Yunanistan'daki isyan anti-kapitalist devrim ile sonuçlanacak mı? Sadece, sosyal dokuda açtıkları boşluk, toplumun diğer kesimlerinin büyümesine ve eskilerinin yıkımıyla halka dayalı yeni kurumların yaratılmasına imkân vererek genişler ve derinleşirse. Bürokratik işçi sendikaları ve Komünist Parti isyanı yerelleştirdikçe ve kendi politik hedefini polisin silahsızlaştırılmasıyla sınırladıkça, bu kısa sürede mümkün görünmüyor.
Fakat hiç şüphe yok ki: Yaklaşan ekonomik buhran ve çevre kirliliği döneminde, Batı ülkelerinde neler olacağına dair yeni değerlendirmeler yapılıyor. Avrupa hükümeti, şüphesiz, ve büyüyeceği tahmin edilen iç huzursuzluğu önlemek için gözetim ve tedbirlerini arttıracak. Ancak bunlar, ardı ardına gelen krizler güç ve ayrıcalıkları sorgulamaya çağırdıkça, nüfusu baskı altında tutmakta yetersiz kalacaktır.
Uri Gordon "Anarchy Alive!: Anti-Authoritarian Politics from Practice to Theory" yazarı (Pluto Press); www.anarchyalive.com.
çev:sev
Atina'da, 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından sebepsiz yere öldürülmesinin üstünden 3 hafta gecti ve Yunanistan'ı içine ceken isyanlar azalmadı.
Başkentteki üç üniversitede(ekonomi, politeknik ve hukuk fakültesi) öğrenci işgallerinin yakında sona ermesi beklenirken, yapılacak olan büyük eylem planları(9 ocak), protestolar, sokak çatışmaları, televizyon ve radyo istasyonlarına yapılan gasplar tüm hızıyla sürüyor.
Yunanistan'da,bir blogçu tarafından bu hafta şu yazıldı:" Oraya, buraya, her yere gitmekle görevliyiz; ancak tarihin sadece izleyicileri olarak koltuklarımıza ya da evlerimizin vicdanlarımızı donduran sıcağına değil. Ayrıca, enternasyonal dalgalanmalar elle tutulur ve hissedilmekte. Dayanışma gösterileri ve Yunan elçiliklerine olan saldırılar dünyaya yayılmış durumda ;Moskova'dan New York'a ve Kopenhag'tan Meksika'ya.. Öğrenciler tarafından basılan, dağıtılan bildiriler ve manifestolar ve Yunan okullarındaki toplantıların ingilizce, fransızca, italyanca, türkçe ve sırpça olarak doğrudan çevirileri yapılıyor ve çevrimiçi olarak postalanıyor.
İsyanın ilk birkaç gününde, meydana gelmekte olan tüm dayanışma eylemlerinin listesi internette bir araya getirilmeye çalışılıyordu ancak bunun imkansız olduğu ortaya çıktı: Abartısız yüzlerce vardı; binlerce insan sokaklara dökülmüştü. Geçtiğimiz cumartesi, polis şiddetine karşı yapılan küresel eylem gününde- 30 dan fazla şehirde-dünya çapında gösteriler gerçekleştirildi.
Birleşmiş basın mensupları, rüşvetçi devletin getirdiği huzursuzluk ve hayal kırıklığının, global mali krizin ve güvenli , sosyal hakları göz önünde bulunduran iş imkanlarının kıtlığı ile yüzyüze gelen Yunan gençlerindeki hoşnutsuzlugun sebeplerini açıklamak için çeşitli teoriler teşhir etti: “Nesnel koşullara kör bir tepki olarak isyanlar” yada “isyanlar, nesnel koşullara kör bir tepki”
Fakat tüm bunlar ses çıkarmamaya yönelik ve tuzaga düşürücü,kasıtlı açıklamalar ve başkaldırının açık,kesin olan dürtü ve sebebini görmezden geliyor.
Atina Ekonomi Okulu'nu işgal eden öğrenciler tarafından verilen bildiriler olayı nasıl gördüklerini açıkça gösteriyor: "Demokratik rejim-kendi huzurlu, barışçıl çerçevesinde-her gün bir Alex öldürmez, çünkü milyonlarca Ahmetler, Fatimalar,Jorjeler, ıÜüıÜüJin Tiaolar, ve Benajirler öldürür çünkü o : sistematik ve yapısal olarak , pişmanlık duymaksızın üçüncü dünyanın bütününü öldürüyor.
Normalliğin kardinalleri domuz Korkoneas'in(Alex'i vuran) mermisi tarafından çiğnenen kanun için ağlıyorlar, fakat kanunun gücünün yalnızca güçlünün gücü oldugunu kim bilmez? Bu öyle bir kanun ki; şiddet üzerinde şiddet egzersizine izin verir.Sondan, acı sona yasa geçersizdir, hiçbir anlam içermez, cezanın şifreli gücünden başka hedefi olmayan bir kanundur.
Ya da başka bir- isimsiz- bildiride şöyle denilmiş :"Neyin peşindeyiz? Eşitlik. Siyasi, ekonomik ve sosyal. Tüm insanlar arasında. ıÜüKöle tüketicileri, meta ve özne olmayı reddetmeye ikna etme imkânımız oldukça sınırlı. Ne yapabiliriz? Marketlere zarar ver ve yağmala, malları herkese dağıt, ve eşitsizliğe dayanak olan efsaneyi yok et!
Bütün bunlar, anlaşılmaz bir şikayet ya da tek olaylık bir protesto değil, bu özbeöz anarşist devrim!
Yunanistan' da olanların kapitalist sistemin kendisine ve bu sistemi güçlendiren devletlere karşı olan, ileriye yönelik sosyal bir başkaldırı olmasını anaakım medyası , basitçe, sindiremiyor. Şunu kabul etmenin zamanı: Yunan anarşist hareket, kendinden birinin öldürülmesinden sonra, başarıyla inisiyatifi ele geçirdi; meseleleri geniş kamuoyunun – çoğu genç gerçi – ilgisini çekecek biçimde ifade ederek.
Az sayıda insan farkett ki: Yunan anarşist hareket dünyadaki hareketlerin, hissedilebilir şekilde, en büyüğüdür. Bu hareket ayrıca, 1967'den 1974'e dek olan askeri diktatörlüğe karşı olan direnişin mirasından ve onun engin sosyal desteginden yararlanmaktadır. Yüksek gerilimli gösteriler Yunanistan’da bir devamlılık meselesi..Anarşistler ve polisler için, Selanik ve Atina sokaklarında sıcak sokak çatışmaları yapmak, pratik olarak iki ayda bir meydana gelen bir olay . Son olan olaylar,sadece süreklilik ve genişlikleri ile dikkat çekici- saldırganlık seviyeleri ile değil.
Değeri seyrek olarak anlaşılan başka bir faktör de:Yunanistan, normal olarak, güvenlik mekanizmasının, görece sıkı tutulduğu bir ülke. Mesela, Uluslararası Gizlilik Hakkı Örgütünün, izlediği ülkeler üzerindeki değerlendirmesine göre, Yunanistan, devlet istihbarat gücünün vatandaşlara karşı suistimalini engellemek için “yetkin korumaların” bulunduğu tek ülke. Diktatörlüğün kalıntıları, orta sınıflar arasında bile, polisin doğal olarak baskıcı olduğu izlenimini bıraktı.
Yunanistan'daki isyan anti-kapitalist devrim ile sonuçlanacak mı? Sadece, sosyal dokuda açtıkları boşluk, toplumun diğer kesimlerinin büyümesine ve eskilerinin yıkımıyla halka dayalı yeni kurumların yaratılmasına imkân vererek genişler ve derinleşirse. Bürokratik işçi sendikaları ve Komünist Parti isyanı yerelleştirdikçe ve kendi politik hedefini polisin silahsızlaştırılmasıyla sınırladıkça, bu kısa sürede mümkün görünmüyor.
Fakat hiç şüphe yok ki: Yaklaşan ekonomik buhran ve çevre kirliliği döneminde, Batı ülkelerinde neler olacağına dair yeni değerlendirmeler yapılıyor. Avrupa hükümeti, şüphesiz, ve büyüyeceği tahmin edilen iç huzursuzluğu önlemek için gözetim ve tedbirlerini arttıracak. Ancak bunlar, ardı ardına gelen krizler güç ve ayrıcalıkları sorgulamaya çağırdıkça, nüfusu baskı altında tutmakta yetersiz kalacaktır.
Uri Gordon "Anarchy Alive!: Anti-Authoritarian Politics from Practice to Theory" yazarı (Pluto Press); www.anarchyalive.com.
çev:sev
29 Aralık 2008 Pazartesi
Yunanistan'da "Hiçbir Şey Artık Eskisi Olmayacak"
Hiçbir şey...
6 Aralık günü, akşam saat dokuzda, Atina’nın Exarchia mahallesi civarında, özel polis gücünden bir adam durdu, nişan aldı ve on beş yaşındaki çocuğu vurup öldürdü. Bu cinayet, polis şiddetinin tekil bir olayı değil. Aynı günün sabahı, göçmenler Perou Ralli’deki polis istasyonunda barınak başvurusunda beklerken saldırıya uğradılar. Bir Pakistanlı beyin travması geçirdi ve Evangelismos hastanesinin yoğun bakım bölümünde hala hayat mücadelesinde. Bunlar, geçtiğimiz dönemde düzinelerce olan vakalardan yalnızca iki örnek.
Alexis’in kalbine saplanan kurşun öyle, polisin silahından çıkıp “yaramaz” bir çocuğun vurulduğu gelişigüzel bir kurşun değil. Bu, devletin, kendi kararlarına karşı gelen çevreleri ve hareketleri şiddet kullanarak boyun eğdirtmeyi bilerek seçmiş olmasının işaretidir. İşle, sosyal güvenceyle, kamu sağlığıyla, eğitimle vs. Ilgili büyük patronların yeni anlaşmalarına karşı çıkan ve çıkmak isteyen herkesi tehdit eden bir seçim anlamına gelir bu. Çalışan kişi artık aylık 600 Euro’ya mecbur bırakılmıştır: Yorgunluktan geberene kadar çalışmalı, patronu ne zaman isterse karşılıksız ek mesai yapmalı, “krize” girilince de bir kenara atılmalıdır. Son olarak da, üretimin yoğunlaşma talebi varsa kendini ölüme bırakmalıdır; tıpkı beş ay önce Perama’da ki tersanede ölen beş işçi gibi. Eğer göçmense, ve bir kaç Euro daha fazla talep ederse, önce dayak yiyecek, sonra hayatı terörize edilecektir, tıpkı batı Peloponese’deki Nea Manolada’nın çilek seralarındaki tarım işçileri gibi.
...artık...
Çocuk olan, çocukluğunu kasvetli okul koridorlarında ve sınavalara “hazırlanmak” üzere yoğunlaştırılmış dersanelerde veya özel derslerde geçirir. Çocuk olarak unuttuğu, diğer çocuklarla oynamak, tasasız-kaygısızlığı duyumsamaktır; bunun yerine televizyonun, bilgisayar oyunlarına hapsolmuştur çünkü ya açık alanlar alışveriş merkezleriyle doldurulmuştur, ya da oyuna zamanı kalmıyordur.
Üniversite çağına geldiğinde –çünkü başarıya giden doğal “evrim” bunu gerektirir- anlar ki, “bilimsel bilgi” aslında patronların ihtiyaçlarına göre düzenlenen bir şeydir. Öğrenci kendini sürekli değişen müfredata göre yeniden düzenlemeli, olabildiğine çok “sertifika” almalı ki sonunda tuvalet kağıdı değerinde, ama onun pratik önemine de sahip olmayan bir mevki ile ödüllendirilsin. Bu mevki ona aylık en fazla 700 Euro verirken, devlet ve sağlık sigortası kapsam dışı kalacaktır. Bütün bunlar, “vatanı onurlandırmaları” için inanılmaz paralar ödenen dopingli Olimpiyat atletleri ve iş adamlarının çılgınca dansının ortasında gerçekleşiyor. Para, yine paralının ve güçlünün cebinde kalıyor. Hükümetin skandallarını örtmek için verilen rüşvetler, adam kayırmalar olurken; düzinelerce insan, ormanları turizme açmak için çıkarılan yangında ölürken, inşaatlarda, tersanelerde işçiler, sokaklarda ölürken, sokaklarda “iş kazaları” olurken; devlet daha çok borçlar batağına sapsın da vergileri işçilerden toplasın diye paraları bankalara saçarken; korkunç meblağlar ödenen televizyon yıldızları gittikçe daha çok sömürülen insanların kutsal ilahileri olurken...
Alexis’in kalbini parçalayan kurşun, her şeyin daha iyiye gideceği ilüzyonundan başka kaybedecek bir şeyi olmayan toplumun çoğunluğu için sömürünün ve baskının kalbine atılan bir kurşun oldu. Cinayetten sonra gelişen olaylar kanıtladı ki, sömürülen ve ezilenlerin çoğu bataklıkta boyunlarına kadar batmıştır ve bu bataklık artık taşmakta, politikacıları ve patronları, partileri ve devlet kurumları da tehdit etmektedir. Gidişat, insanın insanı sömürmesi, azınlığın tahakümmünün çoğunluğu ezmesine dayanan bu kirli dünyanın temizlenme sürecinin başlangıcıdır. Olaylar bizim kalplerimizi güvenle, patronlarınkini korkuyla doldurmuştur.
Tüketim mabetlerinin tahrip edilişi, malların yeniden sahiplenilişi, yani bizleri reklamlarla bombardımana tutarken bizden alınan şeylerin bizce “yağmalanışı”, bizim ürettiğimiz bütün bu servetin aslında bize ait olduğunun farkına varılışıdır. “Biz”, bütün çalışan insanların toplamıdır. Bu servet dükkan sahiplerine, bankerlere ait değil, tere ve kana aittir. Bu, patronların bizden her gün çaldığı zamanın kendisidir; emekliliğimize başladığımız andaki hastalığımızdır; yatak odasındaki tartışmalar, hafta sonu birkaç arkadaşla buluşamama, Pazar öğleden sonralarının sıkıcılığı ve yalnızlığı ve Pazartesi sabahlarının o boğazı düğümleyici hissiyatıdır. Sömürülen ve ezilen olarak, göçmen veya Yunanlı olarak, işçi, işsiz, öğrenci ve ergen olarak, medya ve devlet tarafından empoze edilen ikileme cevap vermemiz bekleniyor: “haydutlar”dan mıyız, dükkan sahiplerinden miyiz...Bu ikilem sadece bir tuzaktır. Çünkü medyanın sormak istemediği gerçek ikilem şudur: patronlardan yana mısın yoksa işçilerden mi? Devlet’ten yana mısın yoksa isyandan mı? İşte bu yüzden gazeteciler bu harekete dil uzatır ve “haydutlar”dan, “yağmacılar”dan bahsedip durur.
Ezilenler arasında korku yaratmak istemelerinin nedeni açıktır: isyan kendilerinin ve patronlarının konumlarını tehlikeye atar. İsyan, her şeyin “iyi sürdüğüne”, “düzgün ve efendi isyan” ile “aşırı unsurlar” veya barışçıl ve “yasadışı” göstericiler arasında yaratılan ayrıma gibi kendilerinin yarattığı gerçeklere sırt çevirir. Bu ikilemi göz ömüme alırsak tek bir yanıtımız var: biz “haydutlar”dan yanayız. Bizler “haydut”uz. Yüzlerimizi saklamak istediğimiz için değil, tersine kendimizi görünür kılabilmek için. Biz varız. Maskelerimizi yıkmayı sevdiğimizden değil, kendi hayatımızı kendi elimize almayı arzuladığımız için takıyoruz. Özel mülkler ve güçler mezarlığı üzerine başka bir toplum kurmak için. Herkesin, okul, üniversite, fabrika ve komşuluk toplantılarında bizi ilgilendiren her şey için, politik temsilcilikler, liderler ve komiserler olmadan kollektif biçimde karar vereceği bir toplum. Kendi kaderimize kendimizin rehberlik edeceği, kendi ihtiyaçlarımız ve arzularımızın, parlamentonun, patronların, rahiplerin, polislerin değil, kendi elimizde olacağı bir toplum.
Böyle bir yaşam için gereken umut, Yunanistan’da yerleştirilen barikatlarla ve bütün dünyadan gelen dayanışmayla yeniden ortaya çıktı. Geriye kalan bu umudu gerçeğe dönüştürmek. Böyle bir yaşamın olasılığı şu anda, Atina’da ve Yunanistan’ın başka yerlerinde işgal edilen belediye binalarında, üniversitelerde kurulan ve herkesin söz hakkının olduğu ve eylemini kollektifleştirdiği halk meclislerinde test ediliyor. Böyle bir yaşamın rüyası somutlaşmaya başladı.
eskisi gibi olmayacak...
Bu rüyayı gerçekleştirmek için geriye ne kalıyor?
Öğrenimimizde, işimizde, mahallemizde örgütlenirsek; iş yerlerimizde gündelik sorunları gündeme getirir ve patronların terörüne karşı çekirdek bir direniş sağlarız. Okullarda işgallere katılır ve destekleriz, karşı istihbarat grupları kurarız, seminerler ve çalıştaylar organize ederiz, egemen bilgiyi sorgularız, ihtiyaçlara uygun ve kapitale karşı yeni bilgiler üretiriz. Çevremizde, mahallemizde komşularla konuşur, toplantılar düzenleriz, bilgi ve becerileri paylaşırız, kollektif eylemler kararlaştırırız. Gösterilere, protestolara katılırız, yan yana dururuz, devletin yaydığı korkuyu kırarız, devletin saldırılarının esas yükünü taşıyan gençlere yardım ederiz. Devlet diktasına karşı çıktıkları için terör yasalarının her türlü yasal hilesiyle aleyhlerine davalar açılmış isyanda tutuklularıyla -Yunanlıyla, göçmenle, Yunanistan’da, yurtdışında- dayanışma içine gireriz.
Her şey şimdi başlıyor. Her şey mümkün.
İsyanı yayma Hareketi movementsfgr@gmail.com
http://libcom.org/news/nothing-will-ever-be-same-22122008
ceviri: B.
GÖNDEREN BARIŞ ZAMAN: 14:52
OYUNA DEVAM ÇAĞRISI
Yer üstünün kanla kurulmuş kentlerinde kelebekler uçuşuyor, Oaxaca, Berlin, İstanbul, Paris, Atina… Bedenler üzerine çöreklenmiş sınırlar ardında bu ne heyula! Sonbahar isyan taşıyor alexis’ten, ramazan’dan öteye. Bilinmeyecek bütün kentler, bütün bilinmeyecek sokaklarda bilinmeyecek çocukların oyun oynadığı zamanlar için şimdi’yi çağırıyor yere doğru kavis çizerek düşen, parçalanıp alevlenen şişeler. Sokak taşları üzerinde hiç acelesi olmayan adımlar dolaştı bastığı yeri dışarısı yapan. “yetişmişlerin” içeriye giremediği oyun alanları geri alındı, göklerin altını “çocuk” katillerinden geri almak için bilinmeyen dillere kelimeler bırakıldı rüzgarlar içinde ; “pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler”.
Arkadaşlarımızı öldürüyorlar! Dün Gazze yeniden bombalandı, dün gibi bugün de ciddiyetler küresinde açlıktan 24bin insan ölmeye başladı; okyanuslara, çöllere, bize, bizden öteye doğru seyahat edecek, gördüklerini anlatacak arkadaşlarımızın ölü bedenlerini istatistik raporlarına geçiriyorlar.
Kendi korku öyküleri telkin eden aileler doğar doğmaz leşçiler gibi etrafımıza üşüşüyor, düşlerimizi çalmaya başlıyorlar, dünyanın bütün çocukları günde en az 5 saat okullara hapsediliyor; tasarlanmış cinayet planlarını üzerimizde uyguluyorlar. Yetişkinler dünyasına ait olmaya direnen, talep edilen sakinliği bozan, gece yarısı uyumak istemeyen, yaşamını gasp ettirmeyen çocuklar disiplin odalarında, karakollarda, iktidar alanlarında yer kürenin yaşamından koparılıyor, dünyanın bütün oyunları yok ediliyor.
Her mahallenin sokağındaki oyunlarımız sürmeli, uyumsuzluğu diri tutmalı, ateşin şenliği köhnemiş ruhlara sıçramalı, oyun arkadaşlarımızı bizden çalan “evler” yıkılıp, ebeveynler ve onların gerontokrat düzenleri, dinleri, cehennemleri, cennetleri kaotik oyun içinde alaşağı olmalı. Atina sonbaharından sıçrayan kıvılcımlar şimdi yaramaz çocukların elinde; çocukların oyunları öğle yemeğine karşı! Sokaklardan vazgeçtiğimizi mi sandınız?
JUPİTER AND SATURN, OBERON, MİRANDA
kaynak: www.sokaktabirhayalet.blogspot.com
Hiçbir şey...
6 Aralık günü, akşam saat dokuzda, Atina’nın Exarchia mahallesi civarında, özel polis gücünden bir adam durdu, nişan aldı ve on beş yaşındaki çocuğu vurup öldürdü. Bu cinayet, polis şiddetinin tekil bir olayı değil. Aynı günün sabahı, göçmenler Perou Ralli’deki polis istasyonunda barınak başvurusunda beklerken saldırıya uğradılar. Bir Pakistanlı beyin travması geçirdi ve Evangelismos hastanesinin yoğun bakım bölümünde hala hayat mücadelesinde. Bunlar, geçtiğimiz dönemde düzinelerce olan vakalardan yalnızca iki örnek.
Alexis’in kalbine saplanan kurşun öyle, polisin silahından çıkıp “yaramaz” bir çocuğun vurulduğu gelişigüzel bir kurşun değil. Bu, devletin, kendi kararlarına karşı gelen çevreleri ve hareketleri şiddet kullanarak boyun eğdirtmeyi bilerek seçmiş olmasının işaretidir. İşle, sosyal güvenceyle, kamu sağlığıyla, eğitimle vs. Ilgili büyük patronların yeni anlaşmalarına karşı çıkan ve çıkmak isteyen herkesi tehdit eden bir seçim anlamına gelir bu. Çalışan kişi artık aylık 600 Euro’ya mecbur bırakılmıştır: Yorgunluktan geberene kadar çalışmalı, patronu ne zaman isterse karşılıksız ek mesai yapmalı, “krize” girilince de bir kenara atılmalıdır. Son olarak da, üretimin yoğunlaşma talebi varsa kendini ölüme bırakmalıdır; tıpkı beş ay önce Perama’da ki tersanede ölen beş işçi gibi. Eğer göçmense, ve bir kaç Euro daha fazla talep ederse, önce dayak yiyecek, sonra hayatı terörize edilecektir, tıpkı batı Peloponese’deki Nea Manolada’nın çilek seralarındaki tarım işçileri gibi.
...artık...
Çocuk olan, çocukluğunu kasvetli okul koridorlarında ve sınavalara “hazırlanmak” üzere yoğunlaştırılmış dersanelerde veya özel derslerde geçirir. Çocuk olarak unuttuğu, diğer çocuklarla oynamak, tasasız-kaygısızlığı duyumsamaktır; bunun yerine televizyonun, bilgisayar oyunlarına hapsolmuştur çünkü ya açık alanlar alışveriş merkezleriyle doldurulmuştur, ya da oyuna zamanı kalmıyordur.
Üniversite çağına geldiğinde –çünkü başarıya giden doğal “evrim” bunu gerektirir- anlar ki, “bilimsel bilgi” aslında patronların ihtiyaçlarına göre düzenlenen bir şeydir. Öğrenci kendini sürekli değişen müfredata göre yeniden düzenlemeli, olabildiğine çok “sertifika” almalı ki sonunda tuvalet kağıdı değerinde, ama onun pratik önemine de sahip olmayan bir mevki ile ödüllendirilsin. Bu mevki ona aylık en fazla 700 Euro verirken, devlet ve sağlık sigortası kapsam dışı kalacaktır. Bütün bunlar, “vatanı onurlandırmaları” için inanılmaz paralar ödenen dopingli Olimpiyat atletleri ve iş adamlarının çılgınca dansının ortasında gerçekleşiyor. Para, yine paralının ve güçlünün cebinde kalıyor. Hükümetin skandallarını örtmek için verilen rüşvetler, adam kayırmalar olurken; düzinelerce insan, ormanları turizme açmak için çıkarılan yangında ölürken, inşaatlarda, tersanelerde işçiler, sokaklarda ölürken, sokaklarda “iş kazaları” olurken; devlet daha çok borçlar batağına sapsın da vergileri işçilerden toplasın diye paraları bankalara saçarken; korkunç meblağlar ödenen televizyon yıldızları gittikçe daha çok sömürülen insanların kutsal ilahileri olurken...
Alexis’in kalbini parçalayan kurşun, her şeyin daha iyiye gideceği ilüzyonundan başka kaybedecek bir şeyi olmayan toplumun çoğunluğu için sömürünün ve baskının kalbine atılan bir kurşun oldu. Cinayetten sonra gelişen olaylar kanıtladı ki, sömürülen ve ezilenlerin çoğu bataklıkta boyunlarına kadar batmıştır ve bu bataklık artık taşmakta, politikacıları ve patronları, partileri ve devlet kurumları da tehdit etmektedir. Gidişat, insanın insanı sömürmesi, azınlığın tahakümmünün çoğunluğu ezmesine dayanan bu kirli dünyanın temizlenme sürecinin başlangıcıdır. Olaylar bizim kalplerimizi güvenle, patronlarınkini korkuyla doldurmuştur.
Tüketim mabetlerinin tahrip edilişi, malların yeniden sahiplenilişi, yani bizleri reklamlarla bombardımana tutarken bizden alınan şeylerin bizce “yağmalanışı”, bizim ürettiğimiz bütün bu servetin aslında bize ait olduğunun farkına varılışıdır. “Biz”, bütün çalışan insanların toplamıdır. Bu servet dükkan sahiplerine, bankerlere ait değil, tere ve kana aittir. Bu, patronların bizden her gün çaldığı zamanın kendisidir; emekliliğimize başladığımız andaki hastalığımızdır; yatak odasındaki tartışmalar, hafta sonu birkaç arkadaşla buluşamama, Pazar öğleden sonralarının sıkıcılığı ve yalnızlığı ve Pazartesi sabahlarının o boğazı düğümleyici hissiyatıdır. Sömürülen ve ezilen olarak, göçmen veya Yunanlı olarak, işçi, işsiz, öğrenci ve ergen olarak, medya ve devlet tarafından empoze edilen ikileme cevap vermemiz bekleniyor: “haydutlar”dan mıyız, dükkan sahiplerinden miyiz...Bu ikilem sadece bir tuzaktır. Çünkü medyanın sormak istemediği gerçek ikilem şudur: patronlardan yana mısın yoksa işçilerden mi? Devlet’ten yana mısın yoksa isyandan mı? İşte bu yüzden gazeteciler bu harekete dil uzatır ve “haydutlar”dan, “yağmacılar”dan bahsedip durur.
Ezilenler arasında korku yaratmak istemelerinin nedeni açıktır: isyan kendilerinin ve patronlarının konumlarını tehlikeye atar. İsyan, her şeyin “iyi sürdüğüne”, “düzgün ve efendi isyan” ile “aşırı unsurlar” veya barışçıl ve “yasadışı” göstericiler arasında yaratılan ayrıma gibi kendilerinin yarattığı gerçeklere sırt çevirir. Bu ikilemi göz ömüme alırsak tek bir yanıtımız var: biz “haydutlar”dan yanayız. Bizler “haydut”uz. Yüzlerimizi saklamak istediğimiz için değil, tersine kendimizi görünür kılabilmek için. Biz varız. Maskelerimizi yıkmayı sevdiğimizden değil, kendi hayatımızı kendi elimize almayı arzuladığımız için takıyoruz. Özel mülkler ve güçler mezarlığı üzerine başka bir toplum kurmak için. Herkesin, okul, üniversite, fabrika ve komşuluk toplantılarında bizi ilgilendiren her şey için, politik temsilcilikler, liderler ve komiserler olmadan kollektif biçimde karar vereceği bir toplum. Kendi kaderimize kendimizin rehberlik edeceği, kendi ihtiyaçlarımız ve arzularımızın, parlamentonun, patronların, rahiplerin, polislerin değil, kendi elimizde olacağı bir toplum.
Böyle bir yaşam için gereken umut, Yunanistan’da yerleştirilen barikatlarla ve bütün dünyadan gelen dayanışmayla yeniden ortaya çıktı. Geriye kalan bu umudu gerçeğe dönüştürmek. Böyle bir yaşamın olasılığı şu anda, Atina’da ve Yunanistan’ın başka yerlerinde işgal edilen belediye binalarında, üniversitelerde kurulan ve herkesin söz hakkının olduğu ve eylemini kollektifleştirdiği halk meclislerinde test ediliyor. Böyle bir yaşamın rüyası somutlaşmaya başladı.
eskisi gibi olmayacak...
Bu rüyayı gerçekleştirmek için geriye ne kalıyor?
Öğrenimimizde, işimizde, mahallemizde örgütlenirsek; iş yerlerimizde gündelik sorunları gündeme getirir ve patronların terörüne karşı çekirdek bir direniş sağlarız. Okullarda işgallere katılır ve destekleriz, karşı istihbarat grupları kurarız, seminerler ve çalıştaylar organize ederiz, egemen bilgiyi sorgularız, ihtiyaçlara uygun ve kapitale karşı yeni bilgiler üretiriz. Çevremizde, mahallemizde komşularla konuşur, toplantılar düzenleriz, bilgi ve becerileri paylaşırız, kollektif eylemler kararlaştırırız. Gösterilere, protestolara katılırız, yan yana dururuz, devletin yaydığı korkuyu kırarız, devletin saldırılarının esas yükünü taşıyan gençlere yardım ederiz. Devlet diktasına karşı çıktıkları için terör yasalarının her türlü yasal hilesiyle aleyhlerine davalar açılmış isyanda tutuklularıyla -Yunanlıyla, göçmenle, Yunanistan’da, yurtdışında- dayanışma içine gireriz.
Her şey şimdi başlıyor. Her şey mümkün.
İsyanı yayma Hareketi movementsfgr@gmail.com
http://libcom.org/news/nothing-will-ever-be-same-22122008
ceviri: B.
GÖNDEREN BARIŞ ZAMAN: 14:52
OYUNA DEVAM ÇAĞRISI
Yer üstünün kanla kurulmuş kentlerinde kelebekler uçuşuyor, Oaxaca, Berlin, İstanbul, Paris, Atina… Bedenler üzerine çöreklenmiş sınırlar ardında bu ne heyula! Sonbahar isyan taşıyor alexis’ten, ramazan’dan öteye. Bilinmeyecek bütün kentler, bütün bilinmeyecek sokaklarda bilinmeyecek çocukların oyun oynadığı zamanlar için şimdi’yi çağırıyor yere doğru kavis çizerek düşen, parçalanıp alevlenen şişeler. Sokak taşları üzerinde hiç acelesi olmayan adımlar dolaştı bastığı yeri dışarısı yapan. “yetişmişlerin” içeriye giremediği oyun alanları geri alındı, göklerin altını “çocuk” katillerinden geri almak için bilinmeyen dillere kelimeler bırakıldı rüzgarlar içinde ; “pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler”.
Arkadaşlarımızı öldürüyorlar! Dün Gazze yeniden bombalandı, dün gibi bugün de ciddiyetler küresinde açlıktan 24bin insan ölmeye başladı; okyanuslara, çöllere, bize, bizden öteye doğru seyahat edecek, gördüklerini anlatacak arkadaşlarımızın ölü bedenlerini istatistik raporlarına geçiriyorlar.
Kendi korku öyküleri telkin eden aileler doğar doğmaz leşçiler gibi etrafımıza üşüşüyor, düşlerimizi çalmaya başlıyorlar, dünyanın bütün çocukları günde en az 5 saat okullara hapsediliyor; tasarlanmış cinayet planlarını üzerimizde uyguluyorlar. Yetişkinler dünyasına ait olmaya direnen, talep edilen sakinliği bozan, gece yarısı uyumak istemeyen, yaşamını gasp ettirmeyen çocuklar disiplin odalarında, karakollarda, iktidar alanlarında yer kürenin yaşamından koparılıyor, dünyanın bütün oyunları yok ediliyor.
Her mahallenin sokağındaki oyunlarımız sürmeli, uyumsuzluğu diri tutmalı, ateşin şenliği köhnemiş ruhlara sıçramalı, oyun arkadaşlarımızı bizden çalan “evler” yıkılıp, ebeveynler ve onların gerontokrat düzenleri, dinleri, cehennemleri, cennetleri kaotik oyun içinde alaşağı olmalı. Atina sonbaharından sıçrayan kıvılcımlar şimdi yaramaz çocukların elinde; çocukların oyunları öğle yemeğine karşı! Sokaklardan vazgeçtiğimizi mi sandınız?
JUPİTER AND SATURN, OBERON, MİRANDA
kaynak: www.sokaktabirhayalet.blogspot.com
27 Aralık 2008 Cumartesi
24 Aralık 2008 Çarşamba
isyan 19. gününde
'24 aralıktan haberler
http://isyandan.blogspot.com/2008/12/yunanistan-dierleri-gibi-olmayan-bir-24.html
'24 aralıktan haberler
http://isyandan.blogspot.com/2008/12/yunanistan-dierleri-gibi-olmayan-bir-24.html
24 aralıktan haberler
24.12. 08 - 15.09
Bugün tutuklularla dayanışma eylemleri, radyo ve gazete
işgalleri sürüyor, halk örgütü sevinç içinde
Bugün saat 16.00 için (kadın ve erkek çalışanların genel konfederasyon
bina işgali sona erdiğinden beri) GSEE [adını almış olan] işgal
komitesi tarafından kadın tutuklularla dayanışma eylemi çağrısı
yapıldı. Ekonomi bilimleri üniversitesinde dün halk anarşistleri
topluluğunun aldığı karara göre, üniversite işgal eden kişiler eylemi
hep beraber ve güvenlik içinde binayı boşaltmaya elverişli bir an
olarak kullanacaklar. Hukuk ve Politeknik işgalleri sürüyor. Bununla
birlikte, üniversiteleri terk etmenin ve devrim düşüncesinin toplumun
geneline yayma gerekliliği yönünde bir konsensüse varılacak gibi
gözüküyor.
... şimdiden oldukça hızlı yayılmış bir devrim düşüncesi: belediye
meclisleri binaları ve oteller Atina'nın her yerinde işgal edildi,
halk meclisleri Atina ve Thessaloniki semtlerinde kuruldu. Tüm bu
ayaklanmanın en olumlu sonuçlarından biri insanların kendi
hayatlarının kontrolünü almaya başlamış olması. Sokaktan sokağa,
kareden kareye, semtten semte. Bu basit bir hükümeti devirme, önemsiz
bir "adalet" elde etme ya da kimi talepleri kazanmayı başarma meselesi
değil. Sokaktaki insanlar hiç bir talepte bulunmuyorlar, o kadın ve
erkekler işgal ediyor ve kendi aralarında örgütleniyorlar.. Onlar [o
kadın ve erkekler], normalliğe hiç bir dönüşü olmadığını ve bu
normalliğe karşı ayaklanmanın, tam anlamıyla bir hayatta kalma sorunu
olduğunu biliyorlar.
Volos şehrinde, belediye radyosu ve yerel "Thessalia" gazetesi
büroları, tüm bu ikisi işgal edildi. Burada 27 aralık cumartesi için
yeni bir eylem çağrısı yapıldı.
Kadın tutuklularla dayanışma eylemi için sıvışıyorum şimdi.
çeviri: L.
http://emeutes.wordpress.com/2008/12/24/35-15h09-manifestation-aujourd%E2%80%99hui-en-solidarite-avec-les-arretees-occupations-de-postes-de-radios-et-de-journaux-continuent-l%E2%80%99organisation-populaire-en-plein-epanouissement/
Anarşist iletişimden alınmıştır
Bugün tutuklularla dayanışma eylemleri, radyo ve gazete
işgalleri sürüyor, halk örgütü sevinç içinde
Bugün saat 16.00 için (kadın ve erkek çalışanların genel konfederasyon
bina işgali sona erdiğinden beri) GSEE [adını almış olan] işgal
komitesi tarafından kadın tutuklularla dayanışma eylemi çağrısı
yapıldı. Ekonomi bilimleri üniversitesinde dün halk anarşistleri
topluluğunun aldığı karara göre, üniversite işgal eden kişiler eylemi
hep beraber ve güvenlik içinde binayı boşaltmaya elverişli bir an
olarak kullanacaklar. Hukuk ve Politeknik işgalleri sürüyor. Bununla
birlikte, üniversiteleri terk etmenin ve devrim düşüncesinin toplumun
geneline yayma gerekliliği yönünde bir konsensüse varılacak gibi
gözüküyor.
... şimdiden oldukça hızlı yayılmış bir devrim düşüncesi: belediye
meclisleri binaları ve oteller Atina'nın her yerinde işgal edildi,
halk meclisleri Atina ve Thessaloniki semtlerinde kuruldu. Tüm bu
ayaklanmanın en olumlu sonuçlarından biri insanların kendi
hayatlarının kontrolünü almaya başlamış olması. Sokaktan sokağa,
kareden kareye, semtten semte. Bu basit bir hükümeti devirme, önemsiz
bir "adalet" elde etme ya da kimi talepleri kazanmayı başarma meselesi
değil. Sokaktaki insanlar hiç bir talepte bulunmuyorlar, o kadın ve
erkekler işgal ediyor ve kendi aralarında örgütleniyorlar.. Onlar [o
kadın ve erkekler], normalliğe hiç bir dönüşü olmadığını ve bu
normalliğe karşı ayaklanmanın, tam anlamıyla bir hayatta kalma sorunu
olduğunu biliyorlar.
Volos şehrinde, belediye radyosu ve yerel "Thessalia" gazetesi
büroları, tüm bu ikisi işgal edildi. Burada 27 aralık cumartesi için
yeni bir eylem çağrısı yapıldı.
Kadın tutuklularla dayanışma eylemi için sıvışıyorum şimdi.
çeviri: L.
http://emeutes.wordpress.com/2008/12/24/35-15h09-manifestation-aujourd%E2%80%99hui-en-solidarite-avec-les-arretees-occupations-de-postes-de-radios-et-de-journaux-continuent-l%E2%80%99organisation-populaire-en-plein-epanouissement/
Anarşist iletişimden alınmıştır
23 aralık haberleri
Politeknik baskını gitgide daha olası hale geliyor, polis diktatör
zamanı gözetim tekniklerini kullanıyor, kadın öğrenci eylemleri az
sonra başlayacak.
23. aralık. 08 - 19.41
Medya, Gaudi'deki ayaklanma karşıtı polisin elebaşına 2 değil 7 kurşun
atıldığını gündeme getirdi. Kendilerine "popüler hareket" diyen bir
grup bu saldırıya sahip çıktı.. Atina'daki öğrenci gösterileri bir
saat önce sona erdi. İyi bir katılım oldu ve bir polis aracı ters
çevrildi.
Politeknik'teki sakin bir geceden sonra büyük medya (her zaman polisin
müdehalesine zemin hazırlayan medya) polis tarafından Politeknik'e
baskın yapıldığını, yapılabileceğini duyurdu. Kampüsle ilgilenen
kişiler orayı terkederken kendi haklarını korumak amacıyla karar
verecekler ve bu karar bugün toplantıda, akşam 6da alınacak.
Bağımsız medya ve ilgi gören toplantılar aracılığıyla polisin taksi
sürücülerini kadın müşterileri hakkında sorguya çektiklerini size
ulaştırıyoruz (67-74 yılları arasındaki diktatör rejimde olduğu gibi).
Taksiye binen ve ekonomi üniversitesiyle ilgisi olmayan, Atina'nın
kuzey banliyölerinden birine giden bir kadın doğrudan polis merkezinin
ilgisini çekiyor. Neyseki nereye götürüldüğünü anladığında taksinin
penceresinden atlıyor ve polis ve taksici tarafından kovalanıyor.
Büyük medya aynı zamanda Atina'nın banliyösünde kalan Goudi'deki
Zografou üniversitesinin yakınlarında, ayaklanma karşıtı polisin
elebaşına akşam 5.50'de iki kez ateş edildiğini bildiriyor.
Kurşunlardan biri lastiğe, diğeri de motora çarpıyor.
Yılın son gösterisi birazdan başlayacak. 9 ocak'da yapılacak diğer bir
gösteri için çoktan çağrı yapıldı. Öyle görünüyor ki yeniyılda da
gösteriler devam edecek.
Üç üniversitenin(ekonomi, politeknik ve hukuk okulları) anarşist
işgalleri bu haftanın sonunda, gerçekten yorucu olan bu eşsiz 17
günden sonra sona erecek. Elbetteki eylemler devam edecek. En büyüğü
şimdi olmakta ve isyanı, kargaşayı yaymakta ve insanlar bunun üzerine
odaklanmış durumda plan yapmaktalar. Bu haftanın toplantılarından
sonra çok daha iyi bir fikre doğru yönelmek zorundayız.
Diğer güncellemeler öğrenci gösterilerinden sonra gelecek.
çeviri: m.
http://emeutes.wordpress.com/2008/12/23/34-13h32-un-raid-de-la-polytechnique-devient-de-moins-en-moins-probable-la-police-utilise-des-mesures-de-surveillance-du-temps-de-la-dictature-manifestation-etudiante-commencera-sou-peu/
Anarşist iletişimden alınmıştır.
zamanı gözetim tekniklerini kullanıyor, kadın öğrenci eylemleri az
sonra başlayacak.
23. aralık. 08 - 19.41
Medya, Gaudi'deki ayaklanma karşıtı polisin elebaşına 2 değil 7 kurşun
atıldığını gündeme getirdi. Kendilerine "popüler hareket" diyen bir
grup bu saldırıya sahip çıktı.. Atina'daki öğrenci gösterileri bir
saat önce sona erdi. İyi bir katılım oldu ve bir polis aracı ters
çevrildi.
Politeknik'teki sakin bir geceden sonra büyük medya (her zaman polisin
müdehalesine zemin hazırlayan medya) polis tarafından Politeknik'e
baskın yapıldığını, yapılabileceğini duyurdu. Kampüsle ilgilenen
kişiler orayı terkederken kendi haklarını korumak amacıyla karar
verecekler ve bu karar bugün toplantıda, akşam 6da alınacak.
Bağımsız medya ve ilgi gören toplantılar aracılığıyla polisin taksi
sürücülerini kadın müşterileri hakkında sorguya çektiklerini size
ulaştırıyoruz (67-74 yılları arasındaki diktatör rejimde olduğu gibi).
Taksiye binen ve ekonomi üniversitesiyle ilgisi olmayan, Atina'nın
kuzey banliyölerinden birine giden bir kadın doğrudan polis merkezinin
ilgisini çekiyor. Neyseki nereye götürüldüğünü anladığında taksinin
penceresinden atlıyor ve polis ve taksici tarafından kovalanıyor.
Büyük medya aynı zamanda Atina'nın banliyösünde kalan Goudi'deki
Zografou üniversitesinin yakınlarında, ayaklanma karşıtı polisin
elebaşına akşam 5.50'de iki kez ateş edildiğini bildiriyor.
Kurşunlardan biri lastiğe, diğeri de motora çarpıyor.
Yılın son gösterisi birazdan başlayacak. 9 ocak'da yapılacak diğer bir
gösteri için çoktan çağrı yapıldı. Öyle görünüyor ki yeniyılda da
gösteriler devam edecek.
Üç üniversitenin(ekonomi, politeknik ve hukuk okulları) anarşist
işgalleri bu haftanın sonunda, gerçekten yorucu olan bu eşsiz 17
günden sonra sona erecek. Elbetteki eylemler devam edecek. En büyüğü
şimdi olmakta ve isyanı, kargaşayı yaymakta ve insanlar bunun üzerine
odaklanmış durumda plan yapmaktalar. Bu haftanın toplantılarından
sonra çok daha iyi bir fikre doğru yönelmek zorundayız.
Diğer güncellemeler öğrenci gösterilerinden sonra gelecek.
çeviri: m.
http://emeutes.wordpress.com/2008/12/23/34-13h32-un-raid-de-la-polytechnique-devient-de-moins-en-moins-probable-la-police-utilise-des-mesures-de-surveillance-du-temps-de-la-dictature-manifestation-etudiante-commencera-sou-peu/
Anarşist iletişimden alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)